Hoşgeldin 2009

1/1/2009 · Kategori: Gunluk

Koskoca bir yılı geride bıraktık acısıyla tatlısıyla...Üzüldük, sevindik, kalpler kırdık belki, kalbimiz de kırıldı tabii...Umarım hepimiz için yeni yıl umut, sevgi,sağlık, mutluluk dolu olsun...
Ben yeni yılı can arkadaşlarımla bir arada karşıladım. Oğlum artık büyüdüğü için kendi arkadaşları ile olmak istiyor. Eşim de bu yılbaşı iş için yurt dışındaydı. Yani ben tekil şahıstım. Arkadaşların evinde toplandık herzamanki gibi...Bizim adetimiz herkes gidilen eve bir şeyler yapıp götürür. Bizler  doktor, avukat, mühendis, hemşirelik gibi  yoğun, ağır işlerde çalıştığımız için tüm daveti bir kişinin sırtına yüklemek o kişiye haksızlık oluyor diye düşünüyoruz. Herşeyden önemlisi hepimizin ciddi bir vakit sorunu var. Bu nedenle bayanlar daha önce aramızda konuşur paylaşırız yapılacak olanları. Erkekler de içki işlerini halleder. Her zaman çok neşeli gireriz yeni yıla...Bu yıl eşim yoktu aramızda ama O da telefonla katıldı bize. Bir de sadece gidilen eve ve çocuklara hediye alırız. Tabii henüz oğlum gibi özgürlüğünü ilan etmemiş hala aramızda olan çocuklar için...:) Daha önceleri benim oğlum Noel Baba kılığına girer gece 12.00 de hediyeleri dağıtırdı. Artık O son 2 senedir  katılmadığı (doğal olarak kendi arkadaşları ile olmak daha cazip geliyor) için başka bir arkadaşın henüz 11 yaşında olan oğlu 2 senedir görevi devraldı. Kocaman  bir hediye çuvalımız var. Noel Baba çuvala bütün hediyeleri doldurup  içeri girdiğinde diğer çocuklarda heyecan hat safhada oluyor. Dün gece de hediyeler dağılıp onlar heyecanla paketleri açarken biz büyükler aramızda ''ne kolay çocukları mutlu etmek ''diye konuştuk. Oysa hepsi oyuncak yönünden hiçbir sıkıntısı olmayan, her istedikleri alınan çocuklar ama yine de o hediyeler onları nasıl mutlu ediyor anlatamam. Dün gece de mutlulukla izledik onları. Sonra biraz çocuklarla dans edip, tombala oynadık. Ben tombala oynamayı hiç sevmem nedense ama her yıl çocuklar için bir el oynamak adet haline geldi. Ha bu arada sevgili arkadaşlarım bu yıl oğlum ve eşim yanımda yok ben mahzun olmayayım diye çok ince düşünüp bana da hediye almışlar. Ben de çocuk gibi mutlu oldum yani. Hediye vermek de almak da güzel şey doğrusu..Bana hep karşıdaki insana ''seni seviyorum, senin farkındayım, iyi ki arkadaşımsın, iyi ki varsın'' mesajını verdiğini düşünürüm hediyenin...

Biraz da yemekden bahsedeyim size... Ev sahibimiz harika bir masa hazırlamıştı. Ben çerkez tavuğu ve kabak tatlısı ile katıldım geceye. Ev sahibimiz harika bir hindi ve kestaneli pilav pişirmişti bize. Daha diğer arkadaşların ve kendinin yaptığı bir sürü meze vardı burada tek tek sayamayacağım. Bu arada ananaslı, ayvalı kereviz pişirmişti ki süper güzeldi . Onun tarifini ayrıca vereceğim burada bir ara.

Gecenin sonunda saat 03.00 civarında hepimiz mutlu, neşeli bir gece geçirip, yeni yılın hepimize mutluluk ve sağlık getirmesi dilekleri ile evlerimize dağıldık...

Eve dönerken tam boğaz köprüsü girişinde trafik polisi durdurdu beni. Araba kullanacağım için özellikle çok çok az içki içmiştim. Üstelik de gecenin erken saatlerinde içmeye dikkat ettim. Araba kullandığımdan beri ilk defa alkol kontroluna tabii oldum. Polis arkadaş üfleyin lütfen dedi. Bir şey çıkmayacağını biliyordum ama yine de insan bir huzursuz oluyor. Neyse temizsiniz dedi. Ehliyet ve ruhsatın bilgisayardan kontrolunu da yaptıktan sonra güle güle dediler bana... Yollarda çok fazla polis vardı. Doğrusu insana güven geliyor. Bizler eğlenirken onlar görev başındaydılar....Hepsine teşekkürler ve kolay gelsin.İişleri gerçekten çok zor.

2009 umarım savaşların olmadığı, güçlünün güçsüzü ezmediği, çocukların açlıktan ve savaştan ölmediği bir yıl olur...

Barış ve sevgiyle...

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Bayramlar mı Eskidi Bizler mi Yaşlandık???

7/12/2008 · Kategori: Gunluk

Ben çocukken annem, babam, babaannem bahsederdi eski bayramlardan. Bende küçük kafamla düşünür bir anlam veremezdim. Kendi kendime '' bence şimdiki bayramlarda güzel'' diye düşünürdüm. Bu günlerde ben de eski bayramlar der oldum. Bu yaşlanıyorum mu demek acaba...
Eski bayramları düşünüyorum ... 3 çocuklu bir  ailenin en büyük çocuğuydum. 5-6 yaşlarımdan bir kare hafızamda mesela. Hiç unutmam beyaz rugan bir ayakkabı almıştı babam. Kırmızı fiyongu vardı. Ne kadar sevinmiştim. Hakikaten başucuma koyup uyuduğumu gece de uyanıp orada mı diye kontrol ettiğimi hatırlıyorum. Annem her bayram kızkardeşimle bana yeni bir elbise dikerdi. Biz orta halli bir aileydik. Öyle her zaman kıyafet alınmazdı. Bir günlük kıyafetimiz olurdu bir de bayramlık. Annem bayram için diktiği elbiseyi  sonra misafirliğe giderken giymemiz için saklardı. Ama arkadaşlarımızda da durum böyleydi. Onlara da anneleri diker, onlarında bayramlıkları misafirliğe giderken giymeleri için saklanırdı. Mutluyduk, huzurluyduk.  Bilmezdik marka falan. Annelerimizin diktiği elbise, babalarımızın dükkan komşusu ayakkabıcıdan aldığı ayakkabı bizi günlerce mutlu ederdi. Oysa şimdi durum ne kadar farklı. Oğluma günlerdir yalvarıyorum. Bayramlık ne istersin diye. ''Aman anne ben çocukmuyum bayram gelince ne oluyor ki diğer günlerden ne farkı var, herşeyim var, istemem ben birşey'' diyor. E tabi ona bizim gibi sadece bayramlarda birşeyler alınmıyor ki. Her istediğinde hatta kendi bile gidip hoşuna giden kazağı, pantalonu alabiliyor. Yok artık şimdiki çocukların öyle bayram heyecanı falan. Ben oğlum küçükken bayramları yaşatmaya farkettirmeye çalıştım ama bir yerden sonra çalışan anne baba olarak bizde bayramları tatile çıkma günleri olarak değerlendirmeye başladık. Bu bayram evde olmamızın sebebi de ÖSS ailesi olmamız.

Ben küçükken Kurban bayramlarında hep bir telaş olurdu bizim evde. Mutlaka kurban kesilirdi. Kurbanı babam arife günü alır, evimizin bahçesine bağlardı. Her kurban bayramı sabahı kardeşimle bana çaktırmadan kesilirdi zavallı koyuncuk. Bizim ancak kesildikten sonra haberimiz olurdu. Biraz gözyaşı döker sonra çocukluk işte unutuverir bayram harçlığımızın derdine düşerdik. Sonra babaannem etleri doğrar, babamla dedem; ''sakın kuyruk yağından koyma'' derler, babaannem çaktırmadan biraz ilave eder, yemek yenirken her sefer aynı ''kavurma yağlı olmuş'' tarışması yaşanırdı. Sonra biz çocuklar büyüklerin ellerini öper, harçlıklarımızı alır, tatmadığımız şeker çeşidi var mı diye bakınırdık. Babaannemim yönetiminde annemle yengem etleri ayırır, fakir akrabalara dağıtmak üzere dolaba koyarlardı. Sonra büyüklere bayram ziyaretine gidilir, akşam da babam bizi lunaparka götürürdü. Midemiz bozulana kadar şeker, çikolata, tatlı yerdik. Dedim ya mutluyduk, huzurluyduk. 

Artık eski bayramlar yok. Çocuklar eskisi kadar coşkulu değil bayramlarda. Çünkü herzaman her istedikleri alınıyor. Bayramı beklemelerine gerek yok. Öncelikler farklılaştı. Bayramın anlamı  tatile çıkmak oldu hepimiz için.

Başlığı atarken aklıma geldi. Eskiden İbo diye bir şarkıcının ''Benim balonlarım '' diye bir şarkısı vardı. Aklımda tek tük sözleri kalmış.

Benim balonlarım vardı.
Onları kimler aldı.
----------
------
-------
bayramları bekler bayramları yaşardık..
Bayramlar mı eskidi biz mi yaşlandık...

Sizce???? ....

Herkesin bayramı kutlu olsun...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Lüküs Hayat

25/10/2008 · Kategori: Gunluk

Dün İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Ümraniye Sahnesinde Lüküs Hayat operetini seyrettim.  Tek kelime ile muhteşemdi. Ekrem Ekrem Reşit Rey'in yazdığı, Cemal Reşit Rey'in bestelediği bu müzikal oyun son 18 yıldır kapalı gişe oynuyormuş. İnanılmaz bir başarı. Ayrıca ünlü Lüküs Hayat şarkısının sözlerini de Nazım Hikmet usta yazmış. Oyuncular da gerçekten iyi oynuyor. Hele Zihni Göktay. İlerleyen yaşına rağmen performansından bir şey kaybetmemiş. 

Lüküs Hayat 3 perdelik bir oyun. 1930 yılında yazılmış. (Bazı kaynaklar 1933 yılı diyor. Hangisi doğru bilmiyorum.Bilen varsa düzeltsin lütfen) O zamanlar Bedia Muavvit, Şaziye Moral gibi zamanın ünlü oyuncuları oynuyormuş. 1984-1985 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesinde oynamaya başlamış. 23 yıldır aralıksız sahneleniyor ve son 18 yıldır da kapalı gişe oynuyormuş. Cumhuriyetin ilk yıllarında Batılılaşmanın yanlış anlaşılmasına vurgu yapan bir oyun. Yönetmen Haldun Dormen.

9 Mart 1985 yılından beri oyunun değişmeyen iki ismi var. Zihni Göktay ve Bilge Zobu. Oyunla özdeşleşmişler artık.

İlk defa Muhsi Ertuğrul sahnesinde seyretmiştim Lüküs Hayatı. O zamanlar Funda Postacı yerine rahmetli Suna Pekuysal oynuyordu Zeynep rolünü. 2. defa Ümraniye sahnesinde seyrettim. yine Suna Pekuysal vardı. 3. defa yine Ümraniye sahnesinde seyrettim. Bu sefer Suna Pekuysal yoktu. Onun yerine Funda Postacı oynuyordu. Evet başarılı ama gözüm yine de Suna Pekuysal'ı aramadı desem yalan olur.  Oyunun sonunda Zihni Göktay bir konuşma yaptı ve 24 Ekimin Suna Pekuysal'ın doğum günü olduğunu söyleyerek anısı önünde saygıyla eğildi. Çok duygulandım. Bu insanlar kendilerini sanata adamış gerçek sanatçılar. Şimdikiler gibi iki şarkı ezberleyip ben sanatçıyım diye ortalarda dolaşanlara benzemiyorlar hiç. Muhsin Ertuğrul; sanatçının seyirci arasına karışmasını bile yasaklayan kurallar koymuş zamanında. Sanatçı tiyatronun arka kapısından girer oyununu oynar ve yine arka kapısından çıkar dermiş. Şimdilerde ise gece kuluplerinde boy göstermeyenlere, boyalı basına malzeme olmayanlara sanatçı denmiyor nerdeyse. Ne yazık...

İnternetten Lüküs Hayatı araştırdığımda Doğan Hızlan'ın bir yazısına rastladım. Lüküs Hayat ve Victor Hugo'nun Sefiller müzikali ile ilgili bir yazı yazmış, ikisininde yıllardır  kapalı gişe oynadığından, büyük bir seyirci kitlesine ulaştığından bahsetmil ve en sonunda da ;

''Batıda Sefiller, bizde Lüküs Hayat. Sanat durumları en iyi özetleyen bir disiplindir '' demiş.

Daha doğru bir tespit olamaz!!!!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şaşırdımmmm (Şahika Söylüyor Farzedin) -Söyleyecek Söz Bulamadım

24/10/2008 · Kategori: Gunluk

Geçen gün Carrefoura gittim. Biliyorsunuz elinizde başka bir mağaza torbası varsa içeri girmeden önce güvenlik paketi yaptırmanız gerekiyor. Bende paket yaptırmak üzere güvenliğe gittim. Baktım benden önce bir kişi var. Doğal olarak sırada beklemeye başladım. Önümdeki kişinin işi bitti. Tam elimdeki paketi uzatıyordum ki arkadan hızla  23-25 yaşlarında biri geldi ve elindeki paketi güvenlik torbasının yapıldığı haznenin içine atıverdi. Sonra güvenlik bandı takılmış paketini alıp bana döndü ve ''Yaaa işte böyle sıra beklerseniz biri gelip sıranızı alıverir'' dedi.  Bütün bunlar 2-3 dakika içinde oldu ve ben -ki lafa hiç sıkıntım yoktur, hep hazır bir cevabım vardır- ağzımı bile açamadan şaşkınlıkla bakakaldım.
Bu insana ne demek lazım.??? Hala kafamda Ona neden şunu neden bunu söylemedim diye bir sürü laf geçiriyorum.
Acaba gittikçe saygısız bir toplum mu oluyoruz yoksa bu genç bir istisna mı?
Yani orada ha bir kişi önce ha bir kişi sonra bir şey farketmez ama yapılan hareket bana çok saygısızca geldi. Bu insan ileride evlenecek ve çocuk yetiştirecek. Kendinde olmayan değerleri kendi çocuğuna nasıl verecek...Böyle böyle mi dejenere olunuyor acaba..Her kuşakta biraz daha...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ÖSS Annesi

22/10/2008 · Kategori: Gunluk

Ben bir ÖSS annesiyim.Ne zormuş. Bir kere anne olmak zor zaten. Ama dünyanın en zevkli işi o ayrı. Şimdi annemi o kadar iyi anlıyorum ki...Eskiden annem yaptığında kızdığım bir çok şeyi ben de yapar ve anneme hak verir oldum. Evet anne olmak zor sanat. Bir de ÖSS annesi iseniz bu iki kere zor. Zaten yaş, malum ergenlik yaşı. Bu yaşın getirdiği baskı var yavrumun üzerinde,bu yetrmiyormuş gibi bir de sınav stresi. Evde herşey ona göre düzenlenmiş durumda. Misafir, yemek, gezme herşey onun sınava hazırlanmasını etkilemeyecek şekilde düzenleniyor. Eşim de ben de nerede ise evde ayaklarımızın ucuna basarak yürüyoruz. Oğlum da stres hat safhada. Oda kapısının üzerine şöyle bir yazı yapıştırmayı düşünüyorum ''LA  BOOOOMMMMM Patlarsam Yanarsın''!!!! Evet oğlum evde patlama hazır bir halde dolaşıyor. Aslında haksız değil. İnsanın tüm hayatının 3 saatlik bir sınavda belirlenmesi zaten yeteri kadar stress unsuru. Düşünsenize ilerideki hayatınızın akışı o 3 saate bağlı. Heyecanlanmamanız, hata yapmamanız, sakin fakat hızlı olmanız, hızlı düşünmeniz gerekiyor. Bir çoğumuz bu yollardan geçtik. Onlar da geçecek ama nelere mal olarak. Oğlum şimdiden mide ağrıları çekmeye başladı bile. Her stres olduğumda tutan mide ağrılarım da bana ÖSYM'den hediyedir. 

Sanırım her ÖSS anne babasının evinde de benzer şeyler yaşanıyordur.

Ben psikiatrist bir arkadaşımdan yardım aldım bu konuda...İyi ki de almışım hem kaygılandığım şeyler açısından içim rahatladı hem de dediklerini uygulayınca sanki evde işler daha bir yoluna girdi...

Kısaca anne baba olarak üstümüze düşen görev; destek olmak, her konuda onun yanında olduğumuzu belli etmek, ders çalış diye ikide bir hatırlatmamak, ilgi ile boğmamak ama ilgisizde bırakmamak, uzaktan her şeyini izlemek ama izlediğimizi belli etmemek. Yani kendi kendine yürüyebileceği kadar uzağında, tökezlediğinde yetişebilecek kadar yakınında olmak. ÖSS'ün hayatın sonu olmadığını anlatmak...

Tüm annelere sevgiyle...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::