BARCELONA ( 06.09.2007-15.09.2007)
6 Eylul perşembe sabahı THY'nın 10.30 Barcelona uçağı ile yolculuğumuz başladı. Yerel saat ile 12.45 gibi Barcelonadaydık.(Bizden 1 saat geriden zamanı takip ediyorlar) Bavul alma, pasaport kontrol gibi rutin işlemlerden sonra Barcelona sokaklarına adım attık. Havaalanı kapısında acaip bir taksi kuyruğu..Fakat neyseki çabuk ilerliyor. Kuyruk başında bizim kahyalara benzeyen bir çocuk, elinde düdük sen oraya, sen buraya deyip duruyor. Bunları İspanyolca (yada Katalanca ) söylüyor. Biz 6 kisi idik. İki kişi farklı otelde kaliyordu biz 4 arkadaş ellerimizde bavullar taksi kuyruğuna girdik. Çocuk bizi görünce keskin zekası ile büyük taksi ihtiyacımız olduğunu belirleyip bizi bir kenara ayırdı. Neyseki büyük bir taksi çabucak geldi, bizde yola revan olduk.Taksi şöförüne adresi verdik. Hemen adresi navigator'a girdi.Kolayca otele ulaştık. Yalniz taksi şöförü Ingilizce’nin İ sini bilmiyor ama biz ‘’e karşılaştığımız ilk kişi İngilizce bilmek zorunda değil’’ diye düşündük. Meğer Barcelonada kimse İngilizce bilmiyormus... Otele geldik...Süper beceriksiz resepsiyon görevlileri. İngilizce ''It is a pencil' düzeyinde bile değil. Neyse yaklaşık 1 saatte chek in işlemi yaptılar. Bavullari bıraktığımız gibi doğru kendimizi sokağa attık. E nerden başlanır tabi önce La Rambla dan.... Metro yakındı. 10 kullanımlık metro biletleri var. T-Ten Ticket diyorlar. 6.95 Euro. Hemen birer tane edindik. 3 hat metrolari var. Yeşil hat, kirmizi hat ve mavi hat..Gideceginiz yere göre binip inip hat değiştirebiliyorsunuz...
Bizim otel Les Corts metro durağına cok yakındı. La Rambla için yeşil hat metroya biniyorsunuz ve Catalunya meydanında (Plaça de Catalunya) iniyorsunuz. Başlıyorsunuz yürümeye..İstiklal caddesinden daha geniş bir cadde. Ortada cok geniş bir refüj var. Bizim kaldırımların iki katı büyüklüğünde. Siz ortadan yürüyorsunuz. Sağdan ve soldan geliş gidiş istikametinde arabalar akıyor. Sonra yolun her iki tarafında gene kaldırımlar var. Ortada yürüken iki tarafınızda ciçekçiler, hediyelik eşya satan kiosk tarzı dükkanlar, seyyar resim yapıp satanlar ve de neredeyse her adım başı canlı heykeller var. Kimi melek kılığında, kimi ağaç , kimi metallere bürünmüş aklınıza gelebilecek her türlü biçimde canlı heykeller var...Bu yol aşağıya marinaya kadar devam ediyor.Yolun sonunda Cristof Colomb'un dev bir anıtı var..Sonrada marina...La Rambla acaip kalabalık bir yer. Bütün turistler orada...Biz bu kalabalıkta her dükkana baka baka (bakmamak mümkün değil hele çiçekler ve resimler cçk güzeldi) 3 saatte ancak marinaya indik...Marina da aslinda dev bir akvaryum var ama sonra nasılsa gezeriz dedik ve girmedik (Hata ettik vakit kalmadı çünkü) Marinada biraz kıyıda oturup dinlendik. Kuşlara mısır attık. Ayaklarımızın dibinde mısır yemelerini seyrettik. Resim cektik.....
Aksam yemeği icin ilk gece hadi paella yiyelim dedik . Barcelona’nin en ünlü restaurantı imiş 7 Porte's diye bir restauranta gittik. Dedim ya İspanyollar ilginc tipler. Restauranta gittik tek tük masalarda bir iki kişi var. Meğer akşam yemeğini 21.00-21.30 civarinda yiyorlarmiş. O saatlerde öyle bir doldu ki içerisi. Biz çıktığımızda 23.00 ‘a geliyordu kapıda insanlar hala kuyruk bekliyordu. Yemek için paella seçelim dedik. 6 kisi 2 paella istedik. (Daha önce arkadaşlar uyarmışlardı çok büyük, porsiyonları bir kişi bitiremez diye ) Fakat garson nedense bizim doymayacağımıza kanaat getirdi ve 3 tane isteyin dedi. E peki dedik. Ama tabi arttı. Paellanın her şeylisini yapıyorlar. Deniz ürünlüsü çok güzel.İçinde yok yok.. Küçükken kabuklarını topladığım midyeler, jumbo karidesler, yengeç, istakoz her sey var içinde . Yanında da onların ev üretimi şarapları varmış ondan içtik. Güzeldi. Kisi başı 25 Euro ödedik ki ambiansa , yemeğin kalitesine ve restaurant'ın ününe gore çok ucuz geldi bize. Bu arada bu kadar ünlü restaurantta ki garsonlar da İngilizce bilmiyorlardı.İşaret dilimiz epey gelişti.
Ertesi gün Sagra da Familia 'dan (Kutsal Aile) başlayalım dedik.Tek kelime ile muhteşem bir yapı. Gaudi 1882 de projesini çizmis ve yapımına başlamış fakat ömrü bitirmeye yetmemiş.Antoni Gaudi 1926 yılında bir tramvayın altında kalarak ölünce yapımına devam edilmiş. 2025 yılında belki tamamlanacakmış. Katedral ilk yapılmaya başlandığında halkın yardımları ile başlanmiş hala da sembolik olarak halkin yardımları ile yapımı devam ediyor, bu nedenle de bitirilemediği söyleniyor. Halk arasında bitmeyen kilise deniyor. Gaudi şehirdeki tüm yapılarından gelen geliri de buranın yapımına aktarmış zamanında. Resimlerde görürsünüz gerçekten muhteşem bir yapı. Üzerindeki resimlerde ki bunlarin her biri taştan elle oyulmuş sinek de dahil olmak üzere bir sürü hayvan , insan , meyve resimleri kabartma olarak var. Gaudi İspanya da modern sanatın öncüsü olarak bilinen bir mimar. 1852 yılında Katalunyanın Reus kentinde doğmuş ve 1926 yılında da bir tramvay’in altinda kalarak ölmüş. Gaudi eserlerinde doğadan cok etkilenmiş. Eserlerine bakarken mesela evin balkonunda bir deniz kabuğunun biçimini aynen görebiliyorsunuz. Ya da eserlerinin iskeletinde aynen hayvan iskeletinden biçim olarak yararlanmış.. Antoni Gaudi olmasaymış Bercelona da ne olurmuş bilmiyorum. Nereye baksanız onun eseri. Yaptiği binalar gerçekten muhteşem.
Neyse Sagra da Familia da epey bir zaman geçirdik. En üst kata asansörle cıkıyorsunuz fakat bekleme süresi ortalama 1 saat olduğu için hiç teşebbüs
etmedik.
Bu arada İspanyada yankesicilik üst düzeyde. Restauranta bile gidince çantanizi sandalyeye bırakıyorsunuz garson üzerine bir örtü örtüyor. (Tabi lüks olanlarda yoksa take away cinsinden olanlarda tamamen kendi sorumluluğunuza kalmış) Biz de Sagra da Familia’nin karşısında hediyelik eşya tezgahlarına birer bayan içgüsü ile bakınırken arkadaşım Zeynep’in para çıkarıp kolunun altına sıkıştırdığı cüzdan’ı (allahtan içinde 5 Euro vardı. Diğer paralarını ayrı yere koymuştu ) tereyağdan kıl çeker gibi gitti. Hırsız Zeynep’e cok küfür etmiştir para yok içinde diye ama bize ders oldu. Daha bir dikkatli olduk. Çevrede yemek yiyelim dedik . Restauranta da yan masada oturan Fransız turistin çantası (içinde pasaportu, parası ve kredi kartları varmış) gözümüzün önünde gitti.
Sagra da Familiadan sonra Picasso müzesine gittik. Ben Sabancı Müzesinde Picasso sergisini gezmeye gittim dediğimde bir arkadaş'ımın ‘’o da bir şey mi, sen Barcelonadakini gör’’ demisti. Ben de içimden itiraf edeyim ki ‘’ukala ‘’ demiştim ama haklıymış. Çok kulaklarını çınlattım arkadaşımın. Haklıymış. Mesela Picasso'nun nü erkek resmi yaptığını bilmiyordum. Hatta hayatımda nü erkek resmi görmemiştim. (Sanat anlamında diyorum) Meğer iyi bir ressam estetik bir erkek vücudu yapabiliyormuş :) Gerçekten güzeldi. Hele bir sansürlü resimlerin olduğu oda var ki valla hayatımda bu kadar elle yapılmış porno resim görmedim. İnanilmazdi. Fotoğraf olsa bu kadar olabilirdi. Müze de bir 3 saatimizi aldi. Sonra biraz alişveriş. Dükkanlar 20.00 da kapanıyor. Bu da ilginç bilirsiniz Avrupa şehirlerinde genelde 17.00 da kapanır her yer. Sonra marinada yemek yedik. La Gavinia diye bir restaurant. Tabiki garsonları İngilizce bilmiyor. Üstelikte çok kabalar İspanyolca hatta Katalanca bilmediğimiz için nedense pek bir sinirlendiler. Deniz ürünleri güzeldi. Deniz ürünleri ve paella dişinda da pek bir et yemekleri yok zaten. İçkileri sangrita ama alkolü beni pek kesmedi.Vişne suyunun içine limon kesip koymuşlar bir de biraz alkol al sana sangrita... Nerde şöyle anlı şanlı yeşil efe ya da siyah efe rakımız bizim.(Tekirdağı da çabuk unuttum amma vefasızlık ha) ..Neyse şarapla idare ettik.
Sonraki günler kurs, kongre, firma toplantıları, aksamlar da firma partileri ve kongre yemekleri ile geçti. Persembe öğleden sonra ilk iş olarak Park Guell'e gittik.Park Guelle gitmek icin yeşil hat metroya biniliyor ve Lesseps durağında iniyorsunuz. Sonra parka gitmek icin biz taksiye bindik. Çünku 1300 metre uzaklıkta ve üstelikte çok yokuş bir yol. Enerjiyi parka bırakmayi daha doğru bulup taksiye bindik ve Park Guell’e gittik. Park Guell de Gaudi’nin bir şaheseri. Gez gez bitmeyebilecek bir yer. 1900-1914 yillari arasında Guell ailesi tarafından soyluluk göstergesi olarak Gaudiye yaptırılmış. Girişinde (resimlerde de görürsünüz) 2 tane bina var. Onlar başlı başına ayrı bir güzel. Ana girişinde mozaikten yapilmis kocaman bir kertenkele var. Parka girişte duvarlar hepsi mozaik kaplı. Yine yukarıda duvarları mozaik kapli bir taraça var ki buradan Barcelona çok güzel görünüyor. Tabii kalabalıktan kenara yaklaşabilirseniz. Ayrıca taraçadaki banklarda mozaik kaplanmiş. Anlatmakla olmaz görmek lazım. Parkın içinde Gaudinin yaşadığı ve ölümünden sonra müze olarak halka açılmış evi var. İçindeki mobilyaları da Gaudi tasarlamış. Gerçekten çok güzeller. Adam kapı kollarını bile kendi tasarlamış. O kadar ergonomik ki. Aynı çizimle yapılmış olanlar 300 Eurodan başlayan fiyatlarla satılıyor bazı dükkanlarda. Yani kesenize güveniyorsanız evinizdeki tüm kapı kollarını tanesi en az 300 Eurodan Gaudi’nin ergonomik kapı kolları ile değiştirebilirsiniz. Ben koltuk ve iskemlelere hayran kaldım...
Park Guell de bittikten sonra ki aslında gezilse daha 2 gün bitmez Gaudinin evlerini görmeye gittik. Gaudinin en önemli eserleri şöyle sıralanıyor:
1-Fanals pleral (1878-1879)
2-Casa Vicens (1878-1885)
3-Finca Güell (1884-1887)
4-Teresines (1888-1890)
5-Palau Güell (1889-1891)
6-Sagrada Familia ((1884-1926)
7-Bellesguard(1900-192)
8-Casa Calvet ( 1888-1904)
9-Casa Batllo (1904-1906)
10-Parc Güell (1900-1914)
11-Casa Mila (La Pedrara) (1906-1910)
12-Colonia Güell ( 1888-1915)
Bu yapılardan park Guell’i gezdim zaten. Bunun dışında Bellesguard ile Casa Batllo’yu dişardan gördüm zaten evin içine girilmiyor. Ayliği 3000 Euro'dan kiraya veriliyor. Yani isterseniz Gaudi imzali bir evde oturabiliyorsunuz. Casa Mila ‘yi gezdik. Diğer adı La Pedrara . Bir katı ve teras halka açık. Yine içindeki mobilyalar Gaudi tarafindan tasarlanmış. Orada yaşayan bir ailenin evi( ki galiba Guell ailesi ya da akrabaları bundan emin değilim sormayı da unuttum) olduğu gibi muhafaza edilmiş. Tüm odaları çektim ama bazı odalar çok güzeldi onları da fotoğraf olarak ekliyeceğim. Özellikle çocuk odası ve ütü odası çok hoşuma gitti. Hele ütü odası sanki birileri gelip ütü yapacakmış gibi duruyordu.
Boylece Barcelona turumuzu tamamladık. Acaip yorulmusum yalnız.
Tavsiyem mutlaka ve mutlaka gidip Barcelonayi görün. Hırsızlığa çok dikkat edin. İngilizce bilmemeleri sorun ama dedim ya işaret dili ile anlaşıyor insan. Gerçi ben inatla İngilizce konuştum ama arkadaşlar nasılsa anlamıyorlar Türkçe de konuşsan olur diye gülüyorlardı ben konuşurken ama olsun ben kendimi şartladım ya inatla İngilice konuştum adamlarla. Barcelona da yaşayanlar İspanyol değil Katalan mış. Tüm yazılar hem İspanyolca hem Katalanca. Genellikle de Katalanca konuşuyorlar.
Bunun dışında size söyliyebileceğim şeyler taksi ve yemeğin diğer Avrupa şehirlerine göre ucuz olması. Ama Avrupali da olsa çok güzel kazık atabiliyorlar. Nitekim biz Kongre yemeğine giderken başımıza geldi. 5 kişi idik. İki taksiye bindik marinadan. Bizim taksici yakışıklı bir İspanyol genç. Üstelik İngilizcesi’’ I am going to school ‘’düzeyini de aşmış. Aman ne güzel dedik. Bu arada Barcelonada yakışıklı bir İspanyola rastlamadım. Belki de Katalanlar yakışıklı değil ama kızları güzeldi. Neyse taksi 6.80 Euro yazdı. Ben tam para çıkarıyorum bir düğmeye bastı 12.75 Euro oldu. Nasıl ya neden falan diyecek oldum ama hani insanın basireti bağlanır ya kuzu kuzu parayı ödeyip indik. Arkadaki taksiden arkadaşım indi . Ona sordum ben 6.80 ödedim demez mi... Adam bizi iki dakika da kandırıverdi yani. Heralde gece tarifesine aldı dedik. Gece dönerken saat 01.00 di. Bu sefer daha uzun bir yola 9.50 Euro ödedik. Gece tarifesi de yok galiba adamlarda. Havaalanından şehir ortalama 13 Euro tutuyor ama kişi başı bagaj ücretini ekliyorlar. Ortalama 20 Euroya falan geliyor.Taksiler de bu durumda. Giden olursa aklınızda olsunJ
Bu arada komik bir olay daha anlatıp Barcelona yazımı bitiriyorum.
La Rambla da canlı heykeller var demiştim. Bunların önündeki teneke kutulara para atıyorsunuz. Onlarda hareket ediyor ya da sarkı söylüyor. Diğer zamanlarda hareketsiz. Arkadaşım resmini çekti. Adam önündeki kutuyu işaret etti. Arkadaşımda çıkarıp ne kadar sarı cent varsa kutuya atmaya hazırlanıyordu ki heykel Türkçe olarak ‘’Beyaz olanlardan atalım lütfen’’ demez mi. Meğer Türk müş. Çok güldük....Bu arada bir kaçta dilenci vardı sokakta ama onların milliyetini tespit edemedim.
Barcelonadan alınacak çok şey var. En önemlileri zil, şal ve gül. Haaa birde Mayorka incisi ünlüymüş. Santa Cruz katedralinin olduğu meydanda bulabildik bir dükkan sadece. Ama çok güzel takılar vardı. Arkadaşınız da paralarına kıyıp kendine bir bilezik aldı.
Haaaa Katedral dedim de Katedrali yazmayı unutmuşum. Efendim bu Katedral'in bir kaç adı var. Santa Cruz ya da Barcelona Katedrali diyorlar. İçi çok büyük. Çok güzel. Onün de büyük bir meydan var. Bu meydanda aksamları etkinlikler düzenleniyor. Hatta bir keresinde düğüne rastladık. Ayrıca gençler gitar çalip şarkı söylüyor. Resimlerde yaşlı bir amca göreceksiniz. Adam bastonluydu. Seyredenlerden bir turist kızı gözüne kestirip kızı dansa kaldırdı. Gençlere taş çıkartacak kadar güzel dans etti. Ben de resim cektim...
Bu sefer gerçekten bitti anlatacaklarım. Barcelonayı görülmesi gereken şehirler listenize yazın.Yaşadığımız ufak tefek aksilikleri bizim ülkemizde olduğu gibi her yerde oluyor kabilinden yazdım. Ben Barcelonadan çok keyif aldım. Belki de birlikte olduğum arkadaşlarımın etkisi de vardı...Çok güldük, çok eğlendik, çok yorulduk....Ama değdi....
J))))))))
Not : Fotoğrafları dosya olarak eklemek istedim ama yapamadım.Bir sorun var galiba...Neyse denemeye devam edeceğim...Şimdilik bir kaç tane ekleyebildim.